Mesaj önizleme  Konuyu Gönder  Paylaş
 
Konuyu Değerlendir
  • 1 Oy - 5 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Destan Dönemi Türk Edebiyatı
Yazar Mesaj
SisteM Çevrimdışı
Sistemler arızalı
*****

Katılım: Jan 2009
Mesajlar: 2,955
Cinsiyet: Erkek
Nerden: İstanbul
Rep Puanı: 112

Paylaşım Puanı: +4561
Mesaj: #1
Destan Dönemi Türk Edebiyatı
Türklerin İslâmiyet öncesi çağlardaki hayatı?

İslamiyet öncesinde Türklerin ana yurdu Orta Asya’dır. Atalarımız, çağlar boyunca göçebe hayatı yaşamışlardır. Bu hayat tarzında kendileri için atın çok büyük bir önemi olmuştur. Hayvancılık ve avcılık, göçe hayatın temelini oluşturur. Göçebe Türklerin hayat anlayışını ve ideal insan tipini temsil eden kahramanlar o dönemden günümüze gelen destanlarda, koşuk ve sagularda yer almaktadır.

Göktürk ve Hun İmparatorlukları, Türklerin bu dönemde kurdukları başlıca büyük devletlerdir. Türk devletleri, “kağan” veya “hakan” denen ve gücünü “Göktanrı”dan alan bir hükümdar tarafından yönetilirdi.

Eski Türkler, göğün sahibi anlamına gelen ve “Köktengri” denen tek Tanrı’ya inanıyorlardı. Önemli günlerde sığır veya şölen a verilen ziyafetler düzenliyor, yuğ denen törenler yapılıyor; bu toplantılarda koşuk ve sagu adı verilen şiirler, kopuz eşliğinde söyleniyordu. Kam, baskı, şaman ve ozan adı verilen bilge kişiler, törenleri idare ediyor, toplumda dayanışma ve kültürel canlılığı sağlıyorlardı. Bu bilge kişiler, aynı zamanda doktor, müzisyen, din adamı ve şairdiler.

Bu ve benzeri bilgiler Kaşgarlı Mahmut’un Dîvânü Lûgati’t-Türk’ünün yanı sıra, dönemden kalan Türk destanları, sözlü-yazılı diğer ürünler ve Çin kaynakları aracılığıyla günümüze ulaşmıştır.

İnsanların olağanüstü güçlere bağlanma eğilimi?

İnsanoğlu her ne kadar diğer canlılara göre birtakım üstün vasıflara sahip olsa da, kendisinde daima bir eksiklik hissetmiştir. Bu eksikliği kavradıktan ve kabullendikten sonra ise, kendilerinden daha üstün bir varlığı aramaya başlamışlardır. Ve sonunda, doğada kendisine yardım edecek ve ona güç verecek birtakım gizli güçlerin varlığını tasavvur etmişlerdir. Bu gizli güçler, kimi zaman insanoğlunun zihninde canlandırdığı soyut ve gizemli varlıklar olmuş, kimi zaman da gerçek anlamı dışında, büyülü anlamların yüklendiği somut nesneler olmuştur. Sözgelimi, eski çağlarda insanlar, şiddetli bir şimşek çaktığı zaman korkuya kapılmışlar, gökteki birtakım güçlerin kendilerini cezalandıracağını sanmışlardır. Anlam veremedikleri bu doğa üstü gizli güçleri, zihinlerinde kutsallaştırmışlar, onları birer tanrı olarak tasavvur etmişlerdir. Tabii bu gizli güçler sadece gökte değillerdi. Onlar doğanın her tarafına yayılmışlardı. Onları toprakta, suda, ateşte, havada, ağaçta tasavvur etmek mümkündü. Hatta bu gizli güçler zaman zaman insan bedeniyle de karşılarına çıkabiliyordu. Bu gizli güçler karşısında savunmasız kalan insanoğlu, tanrıların gazabına uğramamak için ezgiyle karışık birtakım sözler (dualar) söylemiş, bugün bizim “mit” dediğimiz, toplumun hayal gücüyle biçim değiştirdiği tanrı, tanrıça ve evrenin yaratılışıyla ilgili hikayelerin temelini oluşturmuştur.

Destan dönemi-millet ilişkisi?

Genel kabule göre, milletle “bir tarihî kültür ile belli bir yurdu paylaşan herkesi tek bir siyasî topluluk içinde birleştiren kültürel ve siyasî bir bağı gösteren”ler anlaşılırken‚ devletle “diğer toplumsal kurumlardan farklılaşmış ve onlardan özerk‚ belli bir toprak parçasında baskı ve zor tekeli uygulayan kamu kurumları” kastedilmektedir (Smith 1994: 32-33). Yani millet: “tarihî bir toprağı/ülkeyi‚ ortak mitleri ve tarihî belleği‚ kitlevî bir kamu kültürünü‚ ortak bir ekonomiyi‚ ortak yasal hak ve görevleri paylaşan bir insan topluluğunun adı” (1994: 32).

Milletin tanım gereği ortak mitleri ve anıları olan bir topluluk olduğu göz önüne alınırsa sözlü dönemden kalan destan ve efsaneleri, bunlarda işlenen mitleri de olmalıdır bir milletin. Cemaatin/topluluğun ‘aslını/özünü’ (essence) ifade etmek için ortak özel ad; bir ortak ata miti‚ zamanda ve mekânda ortak bir köken fikrini kapsayan ve topluluğa bir hayalî akrabalık duygusu veren mit‚ bir gerçekten ziyade bir mit‚ paylaşılan tarihî anılar, veya daha iyisi‚ kahramanları‚ olayları veya onların anılışını içine alarak‚ bir ortak geçmiş veya geçmişlerin paylaşılan anıları; din‚ gelenekler ve dili kapsar. Bir de bir ana yurtla bir bağ düşünülebilir.

Milletlerin destan dönemleri onları milletleşmeye götürecek ortak mitlerin oluştuğu dönemdir. Bu dönemde zamanda ve mekânda ortak bir köken fikrini kapsayan ve topluluğa bir hayalî akrabalık duygusu veren mit, topluluk bireyleri arasında bir bağ oluşturacaktır.

Türkler eski Türk çağlarında ortak mitleri ve anıları olan bir topluluktu. Milletleşebilmek için bir milli mitolojiye sahiptiler:

“1. orijinlerin mekânda bir miti; yani topluluk nerede doğdu;
2. bir atalar miti; yani bizi kim doğurdu ve ondan (dişi/erkek) biz nasıl geldik;
3. bir göç miti; yani nereleri dolaştık;
4. bir hürriyet miti; yani nasıl hür olduk;
5. bir altın çağ miti; yani biz nasıl büyük ve kahraman olduk;
6. ölüm/yok oluş miti; yani biz nasıl inkıraz bulduk/zayıfladık ve nasıl fethedildik/sürgün edildik;
7. yeniden doğuş miti; yani eski ihtişamımızı yeniden nasıl sağlayacağız?”
A.D. Smith, Ethnic Origins of Nations [(Milletlerin Etnik Kökenleri (1986: 192)]

Mitlere konu olan olaylar?

Mitler genelde sadece efsane ya da hikâye olarak görülse de, gerçekdışı ve metafiziksel yönlerinin yanı sıra yazıldıkları dönemin inanç sistemini de tanımlarlar. Eski inanç sistemleri, ortaya çıktıkları dönemin (veya dönemlerin) sosyolojik, dil bilimsel ve sanatsal yapısı hakkında geniş bilgi sunarlar. Bu nedenlerle mitler ve mitoloji, tarihi anlamak konusunda büyük öneme sahiptir.

Mitler, ilkel dönemlerin ve ilkel kültürlerin ürünüdürler. Mitlerde zaman, ilk-başlangıç zamanıdır. Mitlerin kahramanları tanrı veya yarı tanrılardır. Mitler, insanların anlam veremedikleri olayları açıklama çabasıdır. Tabii ki insan bilmediği bir konuda hayal gücüne başvurur illa ki abartı veya doğaüstü olaylar olur mitlerde, bu doğaldır.

Her iki metinde de yer verilen mitlerde yaratılışa dair inanç unsuru vardır. İnsanlar ya başlarında bulunan yöneticilerin ya da kendilerinin nereden geldiklerini, nasıl türediklerini düşünmüş ve buna bir cevap aramışlardır. Anlaşılıyor ki insanlar birtakım insanüstü kuvvetlere ve bunların ortaya koyduğu olağanüstü olaylara inanma eğilimindedirler ve bu inanışlarını mitleştirmişlerdir.

Milletlerin ortaya çıkışı?

İnsanoğlu kendisini diğer canlılardan üstün kılan “dil” dediğimiz anlatım aracına sahip olduktan sonra, bu aracı yüzyıllar boyunca temel iletişim aracı olarak kullanmıştır. Düşüncelerini, duygularını, sevinçlerini, üzüntülerini, mutluluklarını, acılarını, tasarılarını, beklentilerini hep söze dönüştürerek karşısındakine iletmiştir. İnsanoğlu önceleri, yaşadığı gerçek ortamdan düş yoluyla başka bir dünyaya geçme ihtiyacını da yine söz yoluyla sağlamıştır. Günlük konuşma dilinin sözcüklerine büyülü anlamlar yüklemiş ve söze estetik bir boyut kazandırarak onu yüceltmiştir. İnsanoğlunun söze büyülü anlamlar yüklemesi, onun doğaya egemen olma, büyülü sözlerle hayatı yeniden düzenleme ihtiyacından doğmuştur. Öte yandan, insanlar doğaya egemen olamadıkları veya anlayamadıkları birtakım gizemli olaylara çeşitli yorumlar getirmişler; bazen coşkulu, bazen de hüzünlü bir ifadeyle büyülü sözleri bir araya getirerek ilk sanat ürünlerini oluşturmuşlardır. İşte; mitler, destanlar ve efsaneler böyle doğmuştur...

Mitlerin ortaya çıkışı, dinsel tapınmanın sistemleşmeye başladığı, törenlerin belli bir disiplinle yinelendiği bu dönemde görülür. Bu noktada mitosun genel inanışın aksine masal ya da destan gibi türlerden bütünüyle ayrıldığını ve bu anlamları yapısında barındırmadığını belirtmek gerekir. Mitos, ilkel insan için gerçeğin ta kendisi, yaşamı açıklamanın biricik yoludur. İlkelin düşüncesinde mitler işlevseldir. Öncelikle açıklayıcıdırlar, doğayı, evreni, insanı, doğum ve ölüm gibi bütün bilinmeyenleri açıklama gücüne ve yetkisine sahiptirler. Üstelik bunları varlığı tartışılmayan doğaüstü güçlere dayanarak açıkladıkları için tartışılmaz bir doğruluğa ve kesinliğe sahiptirler.
1. Mitleri, doğuşlarını, anlamlarını yorumlayan, inceleyen bilim.
2. Bir ulusa, bir dine, özellikle Yunan ve Latin uygarlığına ait mitlerin, efsanelerin bütünü.

Mitoloji kelimesi, Yunanca hikâye, efsane anlamına gelen mit (μυθος) kelimesi ile, söz veya anlatı anlamına gelen logos (λογος) kelimesinden oluşmuştur.

Mitler genelde sadece efsane ya da hikâye olarak görülse de, gerçekdışı ve metafiziksel yönlerinin yanı sıra yazıldıkları dönemin inanç sistemini de tanımlarlar. Eski inanç sistemleri, ortaya çıktıkları dönemin (veya dönemlerin) sosyolojik, dil bilimsel ve sanatsal yapısı hakkında geniş bilgi sunarlar. Bu nedenlerle mitler ve mitoloji, tarihi anlamak konusunda büyük öneme sahiptir.

Mitoloji genellikle ve en az bir din ile bağlantılı olur ve bu yüzden de mitolojilerde geçen kişiler çoğunlukla dini bir kimliğe sahiptir. Halk arasındaki kullanımında mitin genellikle kurgu ürünü veya yarı gerçek bir şeyi imlediği gibi bir kanaat olmakla birlikte mitin nesnel veya tarihî bakımdan doğru veya gerçek bir olgu ile ilişkisi yoktur, zira mitolojiler tarihi mânâda bir gerçeğin tasvirinden çok, genellikle manevi/spiritüel dünya ve gerçekle ilişkilidir.

Mitler insan hayatını renklendirmiş, insanların içinden çıkamadığı sorunlara çözüm olmuştur. Mitlerdeki olaylar insan yaşamını doğrudan etkiler ve her mitin bir kanıtı vardır. Örneğin Kozmogani miti bir gerçektir ve dünyanın varlığıda bunun kanıtıdır. Aynı şeyi "ölümün kökeni" mit içinde söyleyebiliriz. İnsanın ölümlülüğü de bunun kanıtıdır.

Mitolojinin insan üzerindeki etkisi azımsanmayacak kadar fazladır. Bir çok insan farkında olmadan ya da bilerek kökenini oluşturan mitolojinin, etkisi altına girer. Davranışlarını bu etki altında sürdürür ve biçimlendirir. Etnolog C. Strehlow'un Avusturyalı Aruntalar üzerinde yaptığı bir araştırına, sonucu mitolojinin etkisini bize en derin izleriyle gösterir. Avuntalar bazı törenleri kutlamalarınm nedenini şöyle açıklarlar; "Çünkü atalar bunun böyle yapılmasını buyurdular. Törendeki herhangi bir ayrıntının sebebini ise, çünkü kutsal halk bunu ilk kez bu biçimde yapmıştı diyerek açıklarlar. Kabilede yapılan törenlerin bir gerçeği ve bu gerçeğinde nedeni olan atalar vardır. Tüm bunlar o kabilenin mitlerinden elde edilen bilgilerle uygulanır. Bu mitlerin dışına çıkılması veya herhangi bir nedenle eksik yapılması mümkün değildir.

Destanlar (epope) daha çok, tarih öncesi, tanrı, yarı tanrı, tanrıça ve kahramanlarla ilgili olağanüstü olayları konu alırlar. Destanlar tarih öncesi devirlerde söz, ezgi ve dansın birleşimiyle anlatılırdı. Yozlaşmamış biçimiyle destanlar, toplumu yöneten “ideal kişi”lerin, yani kahramanların dış güçlerle veya olağanüstü yaratıklarla olan savaşlarını anlatırlar. Ancak, destanların konusu yalnız mitoloji kaynaklı değildir. Kimi destanlar, milletlerin geçmişlerindeki önemli olayları, büyük önderlerin iç ve dış düşmanlarıyla yaptıkları savaşları, toplumu daha rahat bir hayata kavuşturma çabalarını konu edinirler.

Efsaneler (legende), yine sözlü geleneğin ürünü olan bir anlatım türüdür. Temelinde inanç unsuru vardır. Efsaneyi anlatanlar ve dinleyenler, sözkonusu efsanenin bir gerçek üzerinde kurulduğuna inanırlar. Efsaneler, tarihi devirler içerisinde oluşmuşlardır. Konusu bir olay veya tarihi-dini bir şahsiyet olabilir. Bu yönden mitlerden farklıdırlar. Mitlerde zaman, ilk-başlangıç zamanıdır. Mitlerin kahramanları tanrı veya yarı tanrılardır. Efsane kahramanlarının olağanüstü güçleri vardır ancak onlar tanrı değildirler. Mitler, ilkel dönemlerin ve ilkel kültürlerin ürünüdürler. Efsaneler ise günümüzde de oluşabilirler...

Destanlar ve efsaneler kaynaklarını mitolojiden, tarihten, dinden ve günlük olaylardan alabilirler. Mitolojik olaylar ve kahramanlar zamanla tarihi devirler içerisine yerleşerek destan veya efsane haline dönüşebilirler. Mitler, zenginleştirici ve derinleştirici bir unsur olarak destan ve efsanelerin içerisinde yer alabilirler.

Mitoloji kaynaklı destanlar, evrenin ve yeryüzündeki varlıkların yaratılışlarını; tanrıları ve tanrılar ile insanların birleşmesinden doğan yarı tanrıları; dev, ejder gibi şeytansı, kötü güçleri cisimlendirmiş yaratıkları; bu yaratıkların kendi aralarındaki veya insanlarla olan ilişkilerini, savaşlarını konu alır. Bu tür destanlar “mitsel destan” (mythique epope) olarak adlandırılır.

Türkçeciler'den alıntıdır..

FenerBahçe'liler Merhaba Ziyaretçi Linkleri Görebilmek için ÜYE olmanız gerekmektedir.Üye iseniz BURAYA tıklayarak giriş yapınız. Buluşuyor...
Mevla'ya ''has'' olmayan gönül, leyla'ya ''paspas'' olur!
01-12-2009 17:08
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
hakan1378 Çevrimdışı
Kayıtlı
**

Katılım: Oct 2009
Mesajlar: 1
Cinsiyet:
Nerden:
Rep Puanı: 0

Paylaşım Puanı: +6
Mesaj: #2
RE: Destan Dönemi Türk Edebiyatı
Teşekkürler kardeş.
10-14-2009 10:23
Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul Bu mesaji bir cevapta alıntı yap
Mesaj önizleme 


Benzer Konular...
Konu: Yazar Cevaplar: Gösterim: Son Mesaj
  Türk Edebiyatı Dönemleri %100 0 854 01-20-2009 20:13
Son Mesaj: %100
  Islamiyet Sonrası Türk Edebiyatı %100 0 780 01-20-2009 20:06
Son Mesaj: %100

Foruma Git:


İletişim | DostPaylasim.Com | En Üste Dön | İçeriğe Dön | Arşiv | RSS Beslemesi
Damar Radyo |Alem FM Dinle |Slow Türk Dinle |Radyo Fenomen Dinle |Meltem Radyo Dinle |Radyo Mydonose Dinle | Power Türk Dinle | Park Fm Dinle | Paylaşım

Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir. Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Şikayetlerinizi İletişim adresimizden bize ulaştırabilirsiniz..